batuhanyilmaz @ yeniahval.com

Platon ideal devlet için; sürekli savaşlar döneminin mutlaka yaşanmasını böylelikle şehir devletlerine gerekli maddi desteğin sağlanmasını savunuyordu. Öyle ki yeteri kadar ganimet ile şehir devletinin refahı artacak ve bir müddet sonra savaşlara hiç ihtiyaç kalmayacaktı. Tarihin her tozlu sayfasının bir satırında mutlaka savaş kelimesi ile karşılaşırız. Dünya savaş ile kurulmuştur ve savaşlar ile de devam edecektir. İnsanlığın savaşlara ihtiyacı vardır, savaşlar sayesinde varlığını sürdürür. Bu durum hangi çağda olursak olalım değişmeyecektir.İnsanlık ne kadar ilerlese de ilerlesin insan savaşmaya mahkumdur. Bu durumu ister iç güdüsel olarak, ister sosyo-ekonomik sebeplerden dolayı ister dinsel açıdan ister mecburiyetten herhangi bir sebepten insanlık savaşmadan ilerleyemez. Çünkü Dünya' da ki her güzel şeyden önce mutlaka öncesinde yaşanmış bir savaş vardır. İlk çağda basit araç gereçler ile savaşırken, orta çağda oklarla yaylarla, kalkanlarla kılıçlarla, yeni çağda toplarla, tüfeklerle, sanayi devriminden sonra tanklarla, nükleer silahlarla...Silahlar değişse de amaç aynı idi, halkın geleceği. Savaşan da savaşmak zorunda kalanda ama kendi halkları için, ama özgürlük için, ama refah için, ama bir daha savaşmamak için savaşıyordu. Peki yaşadığımız bu dönemde, "uzay" çağı dediğimiz bu yüzyılda ? Asıl önemli olan soru şu neden savaşıyoruz? Kim için savaşıyoruz? Verilere göre Dünya'nın 3/4' ü şuan savaş halinde. Peki bu sefer sebep ne ?

Şirketokrasi... John Perkins tarafından "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" adlı kitabında karşılaşıyoruz bu kavram ile. Kelime anlamı olarak kısaca şöyle özetleyebiliriz; şirketler tarafından kontrol edilen ekonomik ve politik sistem. Yani bir anlamda  devletleri şirketlerin yönetmesi. Demokrasi, cumhuriyet, monarşi, diktatörlük, tiranlık ve nice yönetim biçiminin sadece görünürde kaldığı bir sistemin içerisindeyiz, merkezindeyiz farkında olmadan. Demokratik seçimleri bile doğrudan etkileyen, kralları, sultanları, imparatorları yada emirleri çıkarları doğrultusunda yönlendiren, istedikleri gibi istedikleri ülkede ekonomik tetikçilik ( borsa oyunları, ekonomik kriz, özelleştirme vb), darbe ( ülkemizde ki 1980 askeri darbesi buna bir örnektir), yaptırım ( güncel İran, Rusya yaptırımları), savaş ( özellikle Irak, Afganistan savaşları) gibi faaliyetlerin tamamı aslında şirket çıkarları çerçevesinde gerçekleşen uygulamalardır. John Perkins ne gibi faaliyetler yürütüldüğünü, devletleri nasıl yönlendirdiklerini kitabında kanıtları ile birlikte aktarıyor. Özelleştirme ve devletleri borçlandırma taktikleri konusunda yazılanlar ülkemiz ile doğrudan uyuşmaktadır. John Perkins aktarıyor: "Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle. O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi "ASLA" o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje‘ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havaalanları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; "Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin! Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın..." Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir." https://1000kitap.com/yazar/John-Perkins/alintilar

Demokratik seçimleri genellikle desteklemiş oldukları adaya yüklü miktarda bağış yaparak etkiliyorlar. Adaylarını toplumsal mühendislik oyunları ve medya aracılığı ile iktidara taşıyorlar. Amerikan merkezli Cambridge Analytica şirketinin 50 milyon facebook hesap sahibinin verilerini çaldığı geçen yıllarda bir çalışanı tarafından itiraf edilmişti. Şirketin bu verileri çalmasında ki gayenin toplumun psiko grafiğini çıkarmak böylelikle toplumu manipüle etmek amacıyla yaptığı ortaya çıktı. İlgili Amerikalı yetkililer ve itirafta bulunan eski personel Trump'ın bu şirket ile çalıştığını iddia ettiler fakat kanıtlanamadığından dosya daha sonra bir şekilde kapatıldı.

Yukarıda sadece iki örnek verilmiş olup bu örneklerin bir çoğuna internet üzerinden veya Bir Ekonomik Tetikçi' nin İtirafları adlı kitap serisinden de öğrenebilirsiniz. Bu örnekleri şirketlerin nasıl bir güce hükmedebildiklerini anlayabilmemiz için verdik. Apple firmasının bugün yıllık kazancına Dünya' da kaç ülke toplansa yakalayamayacağı bir sistemden bahsediyoruz. Mesele şirketlerin kar payını arttırmak için yaptıkları faaliyetler değil, Dünya' yı şuan sürükledikleri kaos. Bunu bir ideolojiye bağlı olarak yaptıkları (masonizm, evanjelizm vb) kanıtlanmış bir olgu değildir, buradan sonrası komple teoristlerinin uzmanlık alanlarına giriyor. Fakat buraya kadar anlattıklarımız veya anlatmaya çalıştıklarımız bir komplo teorisi değildir. Dünya'nın en zengin %1' lik kesiminin serveti, geri kalan  %99' a eşit olan bir sistemden bahsediyoruz.Tarih bize bir şey öğretmiş ise eğer bu her zaman güçlü olanın yönettiğidir,güçlü olanın iktidar olduğudur, hak edenin değil. Yukarıda belirttiğimiz gibi Dünya'nın çoğu şu dakika savaş içerisinde. Sebebini anlamak güç değil. 

Asıl sorulması gereken soru şu, devletler mi şirketleri yönetiyor, şirketler mi devleti? Diğer makalemizde bu soruya cevap bulmaya çalışacağız.