Dogukan @ yeniahval.com

Cuma günü sinemalara “The Report” isimli yeni bir geliyor. Filmde, 11 Eylül olaylarından sonra CIA’in işkence kullanımını gün ışığına çıkarmak için mücadele eden bir ABD senatörünün hikayesi işlenmiş. Bu film ülkemizin geçmişinin tartışmalı bir kısmını ele almaktadır. Ancak CIA’in işkence programlarının, 40 terörist zanlısının hala tutulduğu Küba’daki Guantanamo Körfezinde bulunan askeri hapishane ve mahkeme üzerinde büyük etkileri bugün hala devam etmektedir.

Guantanamo’ya gidip, oradaki mahkumların avukatları ile görüştüğünüzde, askeri mahkeme tutanaklarını okuduğunuzda ve halka açık devlet belgelerini incelediğinizde şu husus netleşmektedir: 11 Eylül olaylarının mimarlarından olmakla suçlanan Halid Şeyh Muhammed ve diğer Guantanamo mahkûmlarının hala yargılanmamasının (belki de asla yargılanamayacak olmasının) ana sebebi işkencedir.

İşkenceyle elde edilen deliller
Bu meselenin davaları engellemesinin sebebi ise hukuk kurallarına göre işkence altında elde edilen “delillerin” mahkemede geçerli kabul edilmemesi ve dolayısıyla da savcıların elinin zayıflamasıdır. İlaveten, davaların görülmeye başlaması halinde işkencecilerin kimlikleri gibi gizli bilgilerin kamuoyuna açılması gerekmektedir. 2000 yılında USS Cole isimli ABD donanmasına ait gemiye düzenlenen saldırıyı planlamakla suçlanan ve 13 yıldır Guantanamo’da bulunan Abdürrahim el Naşiri’in eski baş savunma avukatı Rick Kammen “CIA'in bunun olmasını (işkenceci personelin kimliklerinin açıklanmasını) kesinlikle istemediğini” ifade etmektedir.

Guantanamo’daki mahkumlardan birinin avukatlığı yaptığı için bazı gizli bilgilere erişmesine izin verilen Kammen ayrıca, Senato İstihbarat Komitesinin, CIA’in işkence programı ile alakalı 2014’te neşrettiği raporda mahkumların istismar edilmesinin anlatıldığı kısımların “gerçeğin yalnızca %30’unu temsil ettiğini” söylemektedir.

"Gerçekler kamuoyunun bildiğinden çok daha vahşi ve kötü”
“Bir savunma avukatı olarak beni bu dünyada şaşırtacak çok az şey olduğunu düşünürdüm ancak okumama ve görmeme izin verilen bazı şeyler nefes kesici ve dehşet vericiydi.”

ABD, 11 Eylül olaylarının sorumluları olduğuna inandığı insanları yakaladığında onları “kara mekanlar” olarak adlandırılan ve yurtdışında bulunan bir dizi gizli CIA hapishanesinde “ileri sorgulama tekniklerine” tabi tuttu. Bu tabir işkenceyle eş anlamlıdır.

Bu tekniklerin arasında canlı olarak kurbanı gömme, vücut boşluklarına yönelik sözde aramalar, "waterboarding" ki kurban bu teknikle boğulduğunu hisseder, ve “duvarlama” dedikleri kurbanın duvarlara sert şekilde vurulması gibi uygulamalar vardır. Özellikle “duvarlama” denilen teknik sebebiyle birçok avukat müvekkillerinin travmatik beyin hasarına maruz kaldığını gerekçesiyle resmi şikâyette bulunmuştur.

CIA yaptığı işkenceler neticesinde kurbanlardan diğer teröristlerin yakalanmasını sağlayan, gelecek saldırıları engelleyen ve dolayısıyla Amerikan hayatlarını kurtaran bilgiler elde edildiğini savunmaktadır. Senatonun işkence raporu bu iddianın doğru olmadığını ve mahkumlara işkence neticesinde bilinmeyen yeni hiçbir malumata erişilmediğini tespit etmiştir. Rapora göre, işkenceler ahlak ve hukuk dışı olmasının yanı sıra aynı zamanda etkisiz olarak tanımlandı.

İşkence mirası
CIA’in mevzubahis işkence programı 2009 yılında Obama tarafından yürürlüğe sokulan başkanlık emri ile sonlandırıldı ancak işkencelerin fiziksel mirası bugün hala Guantanamo’daki mahkeme salonlarında görülmektedir.

11 Eylül hadiselerinde uçakları kaçıranlara finansal destek vermekle suçlanan ve 13 yıldır Guantanamo’da tutulan Mustafa el Havsavi, CIA jargonunda “rektal sulama” olarak bilinen uygulamaya maruz kaldı. Bu teknikte bir boru kurbanın anüsüne sokulur. CIA tutanaklarına göre Havsavi’nin işkencecileri onu “sorgularken” bulabildikleri en büyük boruları, "gereğinden fazla güç kullanarak" kullandı ve bu tekniği bir “davranış kontrol” aracı olarak gösterdi.

Geçmişte kamuoyunun bilgisine açılan devlete ait resmi evraklarda Havsavi’nin “kayda değer tıbbi bir sorunu” olmadığı ibaresi yer almaktaydı. Ancak daha ileri tarihli CIA tutanaklarına göre Havsavi’ye rektal sarkma, anal yırtık ve kronik basur tanısı konuldu.

Kendisi artık mahkeme salonunda bir yastık üzerine oturmaktadır. Havsavi’nin baş savunma avukatı Walter Ruiz’in verdiği bilgilere göre yastığın sebebi müvekkilinin “kara mekanlarda” maruz kaldığı uygulamalar neticesinde meydana gelen kalıcı hasarların on yıl sonra dahi hala ağrı ve kanamaya neden olmasıdır. Guantanamo’daki sağlık yetkilileri Havsavi’nin sağlık sorunlarının işkence sonucu meydana gelip gelmediğine dair henüz resmi bir açıklama yapmadı ancak verdikleri bilgiye göre sanığın durumunu hafifletmek için basur ameliyatı yaptıklarını teyit etti.

Ruiz, “rektal sulama” tekniğini fiili livata kastıyla yapılan “tamamıyla gereksiz bir tıbbi prosedür” olarak tanımlamakta ve “durumun sadece basit bir basur vakası olduğunu söylemeleri tamamen rezilliktir” demektedir.

Havsavi’nin fiziksel vaziyeti Guantanamo’daki askeri mahkeme salonunda saatlerce tartışıldı. Bu, 11 Eylül davasının görülmesinin niçin zor olduğunu gösteren bir misaldir.

Davaların ertelenme nedeni işkence
Tek kardeşi 41 yaşındayken Dünya Ticaret Merkezi saldırısında ölen Terry Rockefeller şu ifadeleri kullandı: “Bu davaların ertelenmesinin en hayati nedeni işkence gerçeğidir.”

Guantanamo’daki askeri mahkeme celselerine katılmak için altı kez üsse gidip gelen Rockefeller sözlerine şöyle devam etti: “İşkencenin geçmişte kaldığını düşünen kişiler geçmişte yaşananların tekrar ve tekrar başa sarıp aynı şekilde devam ettiğini anlayamıyor. Meselenin hala ne derece canlı olduğunu göremiyorlar.”

CIA gözetiminde yapılan işkenceler Guantanamo savcıları ve savunma avukatları arasında yıllar süren hukuki mücadelelere yol açtı. Hangi delillerin kabul edileceği, hangi malumatın gizli tutulacağı, mahkumların gerekli tıbbi tedaviyi alıp almadığı, işkenceye maruz kalan mahkumların bu yüzden daha hafif cezalandırılmaları gerekip gerekmediği tartışmaların en fazla yoğunlaştığı noktalardır.

USS Cole saldırısı şüphelilerinden Naşiri’nin savunma avukatlarından birisi olan Michel Paradis konu hakkında şunları söyledi: “Tüm bu sorunların çıkmasına neden olduğunu düşündüğüm ilk fena iş olması nedeniyle Guantanamo’nun bir tanımlayıcı özelliği olan işkencenin tekrar ve tekrar gündeme getirilmesinden asla yorulmamak gerekir.”

“Bütün bu bozukluk örneğin 11 Eylül davasının bu kadar zaman almasının sebebidir. Karşılaşın sorunların hepsinin ucu şu veya bu şekilde mahkumların dört yıl boyunca gizlice işkenceye tabi tutulmasına bağlanmaktadır. Bu durum her şeyi kullanılamaz hale getirmektedir.”

İşkence mirası, Guantanamo mahkemesi ve hapishanesinin devasa maliyeti üzerinde de etkili oldu.

Bugüne kadar sadece bir davanın karara bağlandığı 17 yıllık süreçte 6 milyar dolar harcandı. Bu tutara, işkencenin nasıl yanlış itiraflara neden olduğundan hafızayı nasıl etkilediğine kadar geniş spektrumda otorite sayılan savunma uzmanlarına ödenen on milyonlarca doların da aralarında bulunduğu dönemsel hukuki harcamalar da dahildir.

Geçmişte Guantanamo askeri mahkemesinin başsavcılığını yapan Hava Kuvvetlerinden emekli Binbaşı Gary Brown, işkence söz konusu olduğu için birçok delilin geçersiz hale gelmesinden dolayı askeri mahkemelerin yapılacağından şüphe duyduğunu ve Guantanamo’nun bir nokta hariç her konuda tam bir başarısızlık abidesi olduğunu söylemektedir. “Asla yapılamayacağını düşündüğüm bir konuda başarılı oldular” diyerek alaycı bir tonda konuşan emekli Albay, Guantanamo üssünde “tutukluların sempati görmesini sağlayan ve onları kendilerini davalarına feda eden kurbanlara dönüştüren geniş çaplı yanlış idare ve geniş çaplı mali israf” olduğu iddiasıyla resmi federal suç duyurusunda bulundu.

Guantanamo’nun yeni askeri mahkeme hakimi bu yılın başlarında davayı sonuçlandırmak için kararlı olduğunu açıklayarak 11 Eylül sanıklarının 2021 Ocak ayında yargılanacağını ilan etmişti. Ancak mahkumların savunma avukatlarına göre bu tarih bir temenniden ibaret zira saldırıların üzerinden neredeyse 20 yıl geçmesine rağmen CIA’in işkence programının etkileri (özellikle de Guantanamo’daki hukuki sürece olan etkileri) bugün hala devam etmektedir.