Dogukan @ yeniahval.com

ABD yönetimi ve neoliberal dünya Venezüela'da kendi kendini başkan ilan eden Juan Guaido'ya destek çıkarken, Devlet Başkanı Nicolas Maduro devrilme tehdidi altında. Washington yönetimi Venezüella'nın dondurulmuş mali varlıklarını Guaido'ya aktarmak üzere harekete geçerken, Maduro da ülkeni yoksul kesimlerinden taraftarlarıyla sokak gösteriler düzenleyerek destek tazelemeye çalışıyor.

Venezüella'da siyasi çalkantının nasıl bu aşamaya geldiğini ve meselenin aktörlerini Selçuk Üniversitesi'nden Latin Amerika Uzmanı akademisyen Esra Akgemci ile konuştuk.

‘MUHALEFET LİDERLERİNİN 2014'TEKİ ÇAĞRISI: ‘MADURO DÜŞENE KADAR SOKAKLARI TERK ETMEYİN'

Esra Akgemci'ye göre Venezüela'daki muhalefet Bolivarcı hareket ve Chavez'i uzun süre devirmeye çalıştı ancak bir türlü birlik sağlayamadı. Chavez'in ölümünden sonra Maduro'nun ayakta kalamayacağının düşünüldüğü ve bu yüzden muhalefetin ‘yıpratma savaşı' adını verdiği şiddetin tetiklendiğini anlatan Akgemci, buna karşılık muhalefetin genel anlamda orta sınıflarda görülen adalet gibi talepleri bulunmadığını, şiddetten yakınan, medyanın özgür olmadığını söyleyen tarzda olduğunu aktardı:

"Tek bir muhalefette yekpare bir bütün olarak yok karşımızda. Özellikle muhalif grupların içinde Chavez'in ölümünden sonra daha çok ayyuka çıkan çünkü Chavez'in ardından Maduro'nun bir şekilde ayakta kalamayacağını düşünenler tarafından buna bir ‘yıpratma savaşı' adı veriliyor. Bu şekilde şiddeti kışkırtarak, ülkedeki krizi de ekonomik savaş olarak da büyük sermaye gruplarının elinde çünkü özellikle gıda şirketleri onlardan belki biraz daha bahsedilebilir. Bu ekonomik savaşla birlikte böyle bir şiddeti kışkırtarak ABD'den de destek alan Leopoldo Lopez'i temsil ettiği şimdiki meclis başkanı Guaidó'da da o partinin bir temsilcisi. Böyle bir muhalif grup var. Ama tabii ki bütün muhalefet de ABD ile işbirliği yapıyor demek değil. Burada muhalefet ne istiyor diye baktığınızda, bu aslında 2014'te Chavez'in ölümünden hemen sonra sokak çatışmaları, öğrenci gösterileri de olmuştu. O zaman tartışılmıştı bunlar. Böyle bir ne talepleri var diye baktıklarında aslında böyle bir yer orta sınıf hareketlerde ortaya çıkan adalet ya da bu tarz benzer taleplerin ortada olmadığı aslında tamamen şiddetten yakınan, medyanın özgür olmadığından yakınan ve özellikle zaten muhalefet liderlerinin çağrısı şu şekildeydi: ‘Maduro düşene kadar terk etmeyin sokakları'. Bu şekilde Maduro'yu düşürmeye çalıştılar."

‘ASIL HÜKÜMETİN KENDİ SESİNİ DUYURAMAMA GİBİ BİR PROBLEMİ VAR'

Venezüela'da basının söylenenin aksine hükümetin kontrolünde olmadığını, hatta yüzde 80'e varan oranlarda büyük işadamlarının elinde bulunduğunu belirten Akgemci, bu yüzden Maduro'nun ‘ses duyurma' sorunu bulunduğunu aktardı. Akgemci, sokaklardaki şiddetin kurbanlarının da büyük ölçüde gecekondu mahallelerinde yaşayan insanlar olduklarını belirtti. ‘Gualindo' diye anılan sokak çatışmalarının daha çok orta sınıfların kışkırtmalarıyla yapıldığını kaydeden Akgemci, gıda yokluğunun sorun olduğunu ancak muhaliflerin gerçekte gıda depolarını sabote ettiklerini anlatırken, ironik olarak Batı basınında bunun ‘açlık isyanları' diye anıldığını belirtti. Akgemci'ye göre bu sabotajların amacı büyük ölçüde yoksul kesimlerin gıdaya ulaşmasını engellemek.

"Neredeyse yüzde 80'e yakın. Üç büyük gazete var, bir de üç büyük televizyon. Bunların hepsi özel sektörün elinde. Bunun bir karşılığı da yok. Tam tersine hükümet ‘teleSUR'u bu yüzden başlattı kendi sesini duyurabilmek için. Yani kendi sesini duyuramama gibi bir problemi asıl hükümetin var. Diğer yandan şiddetten yakınıyorlar. Ama şiddet kurbanlarının çoğu gecekondu mahallelerinde yaşayan insanlar. Diğer gualindo denen sokak çatışmaları da daha çok orta sınıfların kışkırtmasıyla. Tam da nerede olduklarına bakarsak gıda zincirlerinin merkezi olan marketlerin önünde kuyrukların oluşacağı yerde özellikle çıkarılan çatışmalar. Orada da halkın gıda almasını engelleyen çatışmalar. Bu gualindo denen sokak çatışmaları mesela batı basınına şöyle yansıtıldı. Bunlar aslında açlık isyanları gibi yansıtıldı. Ama kim bu sokakları kışkırtan diye baktığınızda, tam tersi aslında bazı büyük gıda şirketleri üretime devam ediyor. Marketlerde gıda yok. Ama restoranlarda gayet var, onlar erişebiliyorlar. Bu çatışmalar tam tersine yoksul kesimlerin gıdaya ulaşmasını engelleyen çatışmalar."

‘SADECE MADURO'YA DEĞİL CHAVEZ'E DE DİKTATÖR OLARAK BAKILIYORDU'

Chavez'in mirası olan Bolivarcı devrimin dünyada en yanlış anlaşılan siyasi süreçlerden birisi olduğunu belhirten Akgemci, ünlü yazar Eduardo Galeano'nun "Bu nasıl bir diktatörse o kadar demokratik anayasa yaptı ki zaten halk tek bir referandumla onu iktidardan düşürebilirdi" cümlesine atıf yaptı. Maduro'nun ise ekonomik sıkıntıdan faydalanan muhalefetin ilk kez 2015'de birleşmesi ve parlamento seçimlerinde çoğunluğu kazanmasıyla karşı karşıya kaldığını söyleyen Akgemci, Venezüela liderinin bu hamleye karşı ‘kurucu meclis' fikrini uzlaşma arayışıyla gündeme taşıdığını vurguladı. Ancak öncesinde referandum düzenlemesi gerekirken bunu yapmadığını anlatan Akgemci, bunun ‘en büyük hatası' olduğunu belirtti:

"Bolivarcı devrim denen Chavez'in miras bıraktığı sosyalizme geçiş süreci dünyada en çok yanlış anlaşılan hatta hiç anlaşılmayan siyasi süreçlerden bir tanesi. Bu sadece Maduro'ya yönelik değil Chavez'e de diktatör olarak bakılıyordu. Eduardo Galeano, ‘Bu nasıl bir diktatörse o kadar demokratik bir anayasa yaptı ki zaten halk onu tek bir referandumla düşürebilirdi iktidardan' dedi. Bu tür bir kurucu meclisin ortaya çıkması biraz Maduro'nun meşruiyetini sorgulatan bir şey oldu. Venezüella'da sağ muhalefetin içinde bölünmeler var. Artık Maduro'ya karşı birleştiğini gördük bu demokratik ittifak masası altında, MUT kısaltması altında. Aralık 2015'te parlamento seçimlerinde büyük bir çoğunluk kazanmasının ardından, ilk kez Chavez döneminden beri böyle bir sağ muhalefet çıkmasının ardından, Maduro bunu bir karşı hamle olarak bir kurucu meclis gündeme getirdi ve anayasayı değiştirmek istediğini söyledi. Ama bu çok tartışmalı bir siyaset oldu. Zaten muhalefet bunu boykot etti. ‘Bunun işlevi sadece bizim faaliyetimizi askıya almak olacak, biz kesinlikle katılmıyoruz' dediler. Maduro'nun referanduma gitmesi gerekiyordu kurucu meclis kurmadan önce anayasaya göre. Chavez de gitmişti kurucu meclis öncesinde referanduma. Maduro gitmedi. Muhalefet de sembolik bir referandum yaptı 7 milyon insanın katıldığı ve insanlar hayır dediler. Ama Chavez hareketi içinde de eski Adalet Bakanı Ortega ‘referanduma gitmen lazım, bu böyle olmaz' diyenleri de bastırdı. Burada biraz daha kendi içindeki muhalefeti de bastırmaya çalışması otoriterleşme eğilimi olarak ortaya çıkmaya başladı. Bana kalırsa Maduro'nun en büyük hatalarından biriydi bu kurucu meclis."

‘BÜYÜK BİR OLİGARŞİ VAR, CHAVEZ BUNU KIRAMAMIŞTI'

Akgemci'ye göre ekonominin kötü yönetimi konusundaki eleştiriler ise sıkıntılı. Latin Amerika'da sadece Venezüela'da değil pek çok ülkede ‘hafriyatçılık', bir ‘kaynak sömürüsüne' dayalı kalkınma modeli bulunduğunu, bunun kökenlerinin de sömürgecilik dönemine kadar gittiğini anlatan Akgemci, Chavez'in bunları değiştiremediğini vurguladı. Petrol bağımlılığının büyük bir sorun olduğunu ancak asıl meselenin oligarşik yapı olduğunu belirten Akgemci, bu kesimlerin Maduro'ya baskıları artırmaların ekonomik durumda rolünün büyük olduğuna dikkat çekti:

"Onun dışında katılmadığım bir şey var. Ekonomiyi iyi yönetemediği gibi bir şey doğru olabilir. Ama bu Metin Yeğin'in de belirttiği gibi Maduro'yu da Chavez'i de aşan bir süreç var burada. Sadece Venezüella'da değil Latin Amerika'daki bütün bu sol dalga denilen hükümetlere baktığımızda bir hafriyatçılık, yani doğal kaynak sömürüsüne dayanan bir kalkınma modeli. Bunun kökenleri sömürgecilik dönemine kadar gidiyor. Bunları biz 10 yıllık, 20 yıllık iktidarlarla değiştirmek mümkün değil. Temellerini atmaya çalıştı Chavez. Belli kazanımları oldu, belli çelişkileri oldu. Petrol bağımlılığını aşamamak en büyük çelişkisi oldu. Çünkü beklenmiyordu bu kadar petrol fiyatlarında hızlı bir düşüş. Bunları göze almadan ekonomiyi yönetemedi demek, bir de bu dediğim gibi oligarşiye dikkat etmek lazım. Yabancı sermaye çok erken girdiği için Latin Amerika'ya tam büyük bunalımın ardından 1930'larda başlıyor, diğer çevre ülkelere göre daha erken, o yüzden birçok sektörde çok büyük oligarşik yapılar ortaya çıkıyor. Venezüella'daki gıda sektöründe de büyük bir oligarşi vardı ve Chavez bunu kıramamıştı. Daha çok petrol gelirleriyle gıda ithalatı yapıyordu. Ama şimdi bunlara bağımlı olunca karşımıza aşama aşama çıktı. Bu kıtlık meselesi daha önce de karşımıza çıkıyordu. Chavez döneminde de bu kadar yaygın değildi ama özel dönüm noktalarında büyük gıda üreticileri hemen kesiyorlar üretimi ki bu kritik dönemlerde seçmen üzerinde bir baskı olsun. Chavez'in ölümünden sonra dönüm noktası oldu. Ve bu Maduro'ya karşı bu baskıyı arttırdılar."

 

 

 

ceyda karan - sputnik

Venezuela news