Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doğacan Başaran, “Türkiye’nin ABD’ye Meydan Okuması: S-400 Hava Savunma Sistemleri” başlığıyla kaleme aldığı analiz yazısında dikkat çeken tespitlerde bulundu.


“Amerikalıların dile getirdiği kadar basit değildir”
S-400’lerin, savunma konseptli silahlar olduğunu hatırlatan Doğacan Başaran, şöyle konuştu:

“Dolayısıyla Türkiye’nin bu hamlesi, bölgesel düzeyde barışı sabote edecek bir nitelik taşımamakta; saldırgan bir özellik barındırmamaktadır. Yani Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında, hayatta kalmaya çalışan bir ülke olarak algıladığı tehditler çerçevesinde kendi güvenliğini sağlayacak önlemleri almaya yönelmiştir. Her ne kadar Ankara’nın Rus yapımı silahlara yönelmesi, Türkiye’nin bir North Atlantic Treaty Organization/Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olması üzerinden eleştirilse ve durumun müttefiklik hukukuna uygun olmadığı iddia edilse de mesele, Amerikalıların dile getirdiği kadar basit değildir.”


“Türkiye’nin NATO dışı arayışlara yönelmesi son derece meşrudur”
Türkiye’nin, hava savunma sistemlerine ihtiyaç duyması sonrası ilk olarak ABDyapımız Patriot füzelerine yöneldiğini fakat Ankara’nın talebinin Washington yönetimi tarafından reddedildiğini hatırlatan Doğacan Başaran, “Elbette NATO’nun baş aktörü olan ABD’nin Türkiye’ye Patriot vermemesinin müttefiklik hukukuna ne kadar uygun olduğu da tartışmaya açıktır. Dolayısıyla Türkiye’nin NATO dışı arayışlara yönelmesi son derece meşrudur. Üstelik NATO Antlaşması’nda da Türkiye’nin Rusya’dan silah sistemleri almasını kısıtlayan herhangi bir madde yoktur.” şeklinde konuştu.

“ABD’nin olumsuz tavrı, Türkiye’yi yeni arayışlara itmiştir”
Her egemen devlet gibi Türkiye’nin de dış politika yapım süreçlerini kendi çıkar ve tehdit algılamaları doğrultusunda şekillendirmekte olduğuna vurgu yapan Doğacan Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerikalıların Patriot satışı konusunda Ankara’ya olumsuz yanıt vermesi, Türkiye’yi yeni arayışlara itmiştir. Burada unutulmaması gereken nokta, hava savunma sistemleri satın alma işleminin aslında bir alışveriş olduğudur. Bu alışveriş kapsamında Ankara, kendi çıkarları çerçevesinde üç hususa öncelik vermiştir. İlk olarak Türkiye, hava savunma sistemleri içerisindeki en iyi ürünü satın almak istemiştir. İkinci konu ise yapılacak alışverişte kredi kolaylığının sağlanıp sağlanmayacağı olmuştur. Üçüncü husus ise Türkiye’nin hava savunma sistemlerini ilelebet başka ülkelerden satın almak durumunda kalmasının önlenmesi olmuş ve bu nedenle de teknoloji transferi gündeme gelmiştir. Bu üç hassasiyet, Ankara’nın Rus yapımı S-400’lere yönelmesine yol açmıştır.”


“ABD’yi Türkiye’yi kontrol edemiyor olması rahatsızlık veriyor”
Türkiye’nin Rus yapımı silahlara yönelmesine Washington yönetiminin verdiği tepkinin temelinde ise makul gerekçelerin olmadığını söyleyen Doğacan Başaran, “ABD tarafında, Türkiye’yi kontrol edemiyor olmanın verdiği rahatsızlık yer almaktadır. Bu rahatsızlığı Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da ‘Mesele S-400 değil, Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere bölgesindeki gelişmeler konusunda kendi iradesiyle hareket ediyor olmasıdır.’ açıklamasıyla dile getirmiştir.” diye konuştu. 

“Amerikan saldırganlığına karşı meydan okuma niteliği taşıyor”
Ankara-Moskova yakınlaşmasının temelinde ABD’nin Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’yı şekillendirme girişimlerinin ürettiği rahatsızlıkların varlığı olduğunu söyleyen ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doğacan Başaran, sözlerini şöyle tamamladı:

“ABD’nin revizyonist girişimleri karşısında Türkiye, yakın çevresindeki statükonun korunmasını istemektedir. Çünkü Ankara, bölgesine yönelen en büyük tehdidin bölge dışı aktörlerin bölgeyi şekillendirme girişimleri olduğunu düşünmektedir. ABD kaynaklı tehditler karşısında Türkiye’nin bugünkü tutumu ise İsmet İnönü’nün Kıbrıs Meselesi için 1964 yılında vurguladığı bir cümleyi hatırlatmaktadır. Amerikan saldırganlığına karşı Türkiye, ‘Yeni bir dünya kurulur. Türkiye de o dünyada yerini alır.’ şeklinde özetlenebilecek bir duruş sergilemekte ve S-400’ler de bu duruşu ortaya koymaktadır. 12 Temmuz 2019 tarihinde S-400’lerin teslimatının başlaması ise Türkiye’nin ABD’ye boyun eğmeyeceğini gözler önüne sermiştir. Teslimatın 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin üçüncü yıl dönümünden yalnızca üç gün önce gerçekleşmesi ise zamanlaması itibarıyla Türkiye’nin duruşunu daha da anlamlı kılmakta ve Amerikan saldırganlığına karşı bir meydan okuma niteliği taşımaktadır.”