"İslamiyetle milletimiz arasına engel koymak isteyenler hocaları itibarsızlaştırarak, bir dönem gençliği İslam’dan uzaklaştırdılar.” diyen Dr. Şenocak, "Tiyatroda, sinemada hoca rollerinde oynayan aktörleri ya 'üfürükçü' olarak tanıttılar ya da 'gözü milletin parasında olan insanlar' şeklinde anlattılar. Bunu planlı olarak yaptılar. O filmlerle, tiyatrolarla büyüyen nesil, hocalardan nefret etti, uzaklaştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılan romanlara baktığımız zaman da imam karakterleri kasıtlı olarak hep aşağılanmıştır." ifadelerin kullandı.


'Hocalarımıza iftira attılar'
Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı alimlerin Sünnet olmasına rağmen hediye dahi kabul etmediklerine dikkat çeken Dr. Şenocak, şunları söyledi:

"Tarihimizde öyle hocalarımız öyle alimler var ki normalde hediye almak Peygamber Efendimiz (SAV)'ın Sünneti'dir. Buna rağmen onlar, ahlak yobazlarının elindeki medyanın, ‘Hocalar, başkalarından gelen mallarla, hediyelerle geçiniyor.’ iftirasını çürütmek ve bu yolla İslamiyet’in aşağılanmasına mani olmak için kendi adlarına hediye almayı caiz görmediler. Son Büyük İslam Devleti Osmanlı da, imamlarımız para ile anılıp, yaralanmaması için vakıf sistemini fevkalade müesses bir yapıya kavuşturdu. Alimler, arifler, imamlar, hatipler maaşlarını, devlet bütçesinden değil, camilerin ve medreselerin yanına yapılan vakıfların gelirlerinden aldı."


'İnkilaplarla birlikte vakıf malları gasp edildi'
Osmanlı dönemindeki vakıflara Cumhuriyet ile birlikte yapılan inkilaplar döneminde el koyulduğunu hatırlatan Dr. Şenocak Hoca, şöyle konuştu:

"Cumhuriyet kurulup, inkilaplar yapıldıktan sonra bütün vakıfların mallarına el koyuldu. Bunların önemli bir bölümü yağmalandı; gasp edildi. Dünya tarihinde böyle bir yağma olmamıştır. İstanbul Suriçi'nin üçte ikisini teşkil eden vakıf malları yandaşlara verildi. Anadolu'nun da üçte bir ile ikisi arasında bir arazinin vakıf malı olduğu tahmin edilmektedir. Ecdadımız medrese, şifahane, tekke ve camiler yaparken onların yanına gayrimenkuller de inşa etti. Onlardan elde edilen gelirlerle vakıfların giderleri karşılandı. Fukaraya yardım edildi. Talebelere burs verildi, kitap alındı. O medreselerde ve camilerde görev yapan hocaların maaşları vakıfların gayrimenkullerinden ve arazilerinden karşılandı. Vakıflarla öyle muhteşem bir sistem kurulmuştu ki devlette iktisadi bir kriz olsa da medreseler tedrisata devam etti. Çünkü medreseler maaş sistemi itibariyle devletten bağımsızdı. Her medresenin kendi vakfına ait dükkanı, kervansarayı, hamamı, imarethanesi vardı.


Mesela Beyazıd Külliyesi’nin Bursa, Selanik ve Edirne’de gayri menkulleri vardı. Personel gideri devletten alınmaz, gayr-ı menkullerden elde edilirdi. Medreseyi kapatan, ulemayı darağacına gönderen, harf inkilabıyla idamdan kurtulan alimleri yaşayan ölülere dönüştürüp hayattan tecrit eden siyasi irade, büyük bir yeküne tekabül eden vakıf mallarını talan etti. Bu malların çok cuzi bir miktarı Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulunca oraya devredildi. Önemli bir bölümü ise ya yağmalandı ya yok oldu.”


'İslam'a göre vakfedilen mallar kıyamete kadar Cenab-ı Allah'ın mülkiyetindedir'
İslam’a göre vakıf mallarının kıyamete kadar şahısların mülkiyetine giremeyeceğini söyleyen Dr. Şenocak Hoca, sözlerine şöyle devam etti:

"İslam'da alış-veriş denince ilk olarak akla şu gelir, ‘Satılan mal müşteriye teslim edildiğinde, müşteriden onun bedeli alınır.”. Yani ticari bir ürünü sattığınızda, karşılığında para alırsınız. Dolayısıyla en yaygın alışveriş akdinde mal satılır ve karşılığında para alınır. Fakat bir kişi malını vakfettiğinde, mal vakfedenin mülkiyetinden çıkar ve doğrudan Allah-u Teala'nın mülküne girer. Bu sebeple vakıf malı -istisna dışında- alınıp, satılmaz. O hiç bir şekilde Allah Teala’nın mülkinden çıkmaz. Gasp edilse de çıkmaz. Peki vakıf malı gasp edilirse ne yapmalı? Devlet olayı öğrendiği anda güç kullanarak onu gasp eden zorbalardan geri alır. Çünkü vakfedilen bir mal kıyamete kadar vakıf malı olarak kalır. Elden ele on ayrı kişiye satılıp el değiştirse, her biri bedelini ödese de hüküm böyledir. Bu yüzden yakın tarihe kadar çok sayıda Müslüman, -vakıf malı olabilir endişesiyle- sur içinde gayrı menkul almaktan uzak durmuştur.

'Müslümanların vakıf malları tapulaştırılarak yandaşlara devredildi'
Devletimiz Müslümanların vakıf mallarına el koyduğu gibi azınlık olan Gayr-i Müslimler'in mallarına da el koymuştu fakat onların malları iade etti. Fener Rum Patrikhanesi ve diğer kiliseler el konulan varlıklarını geri aldı. Camilerin ve medreselerin el koyulan malları ise hala başkalarının tapulu(!) mülkü konumundadır. Bu gasptır. Öğrenildiği anda hemen boşaltılıp, vakfa devredilmelidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında gasp edilen vakıf mallarına Müslümanlar, kendilerini devlet, devleti de kendileri gibi gördüklerinden ses çıkartmadı. Gayr-i Müslimlere ait vakıfların malları geçtiğimiz yıllarda iade edildi. Neden camilere, medreselere, tekkelere ait vakıf malları kurulan bir komisyonla tesbit edilip, DİYANET’E geri verilmiyor? Neden bunun için bir çalışma başlatılmıyor? Müslümanlar niçin bu gasba seyirci kalıyor?

'Vakıf malları tespit edilerek Diyanet'e devredilmeli'
Şimdi yapılması gerekene gelince... Bir heyet kurulmalı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında camilere, medreselere ait ne kadar gasp edilen gayr-ı menkul varsa tesbit edilmeli. Bunları gasp edenler, bu yolla zengin olanlar da deşifre edilmeli. 1944’te Beyazıd Camii’ne imam olan Merhum Abdurrahman Gürses Hocamız derdi ki, “Beyazıd Caminin çevresi hep vakıf malıydı. Lakin gasp edildi.” Komisyonun belirleyeceği tüm vakıf malları bugünkü sahiplerinin ellerinden alınarak Diyanet'e devredilmeli. Hocalar da maaşlarını buradan almalıdır.

'Diyanet özerk olmalı'
Diyanet İşleri Başkanlığı da hem mali, hem yönetim biçimi itibariyle bağımsız olmalı. Başkan bir memur gibi atanmamalı, imamlar tarafından seçilmelidir. Vatikan Devlet için de, devletken, Şeyhulislamlığın yerine kaim olan Diyanet’in bir genel müdürlük ya da müsteşarlık seviyesinde bir memuriyet olması, başkanının konuşması gereken pek çok yerde susmasına yol açmaktadır. Laiklik de, Diyanet’in bağımsız olmasını gerektirmektedir. Evet Diyanet İşleri Başkanını imamlar seçsin. Başkan gibi imamlar da maaşı devletten değil geri alınacak vakıf gelirlerinden alsın.”

 

 

 

 

 

 

Yeniakit