Veryansın TV yazarı Nihat Genç, Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşen ismin Muharrem İnce olduğu iddialarına ilişkin yazı paylaştı.

İşte o yazıdan bir kısım,


Rahmi Turan’ın iddiaları FETÖ operasyonları günlerini hatırlattı, yine kaynak belirsiz, yine ortada ispatlanamayan iddialar.

Bir günde yine Taraf Gazetesi günlerine dönüverdik, kime neden çekildiği anlaşılmayan tartışılan operasyon çok ciddi boyutlara ulaştı.


An itibariyle Rahmi Turan’ın ser verip sır vermediği kaynağını dört kişi biliyor. Birini CNN TV’de Uğur Dündar açıkladı, kendisine de bu bilgiler gelmiş ama doğrulatamadığı için yayınlamamış, ve ikinci olarak, Candaş Tolga’ya da aynı kaynak’ın gittiğini söyledi. Üç, Rahmi Turan biliyor, dört, Fox TV’de Kılıçdaroğlu ‘evet biliyorum’ dedi.

Kaynak’ı bilenler ‘kaynak’ı gazetecilik etiğine göre asla söylemeyeceklerini söylüyorlar.

Oysa ‘kaynak’ın korunup saklanması doksan yıllık Türkiye’nin en köklü partisi CHP’nin bekasından daha önemli değildir.


Üstelik sizi aldatan kaynak’ı korumak değil aksine ifşa etmek ‘gazetecilik’tir.

CHP ve ülke daha da karışmadan bu ‘dört’ bilenden birinin ortaya çıkıp ‘kaynak’ı söyleyip belirsizlikleri gidermesi artık memleket meselesi vatan görevidir.

Hatta bu iddialar kişilere ve kurumlara ağır iftira niteliği taşıdığı için şayet ‘kaynak’ı bu dört bilen açıklamayacaksa manipüle edilen şahıs ve kurumlar savcıları harekete geçirip bu asılsız iftiralardan Muharrem İnce’yi ve CHP’yi acilen açıklığa kavuşturması şarttır.

Tartışma iftira operasyon sürerken Muharrem İnce ‘(genel merkez içindeki bir çete) ‘CHP içindeki bir çete’ tarafından lafını kullandı. Nedir bu çete, kimdir?

Pek tabii herkesin aklına CHP’nin omurgasına ele geçiren HDP çizgisi ve HDP’liler geliverdi.

İmamoğlu’nun propaganda makinesi
Ve çok kısa süre önce, Muharrem İnce ‘cumhurbaşkanlığına adayım’ deyince İnce’ye en büyük tepki İmamoğlu ekibinden gelmişti.

İmamoğlu için ‘kahraman’ kitabını yazan Necati Özkan, İnce’nin ‘cumhurbaşkanlığa adayım’ twitine ‘Dün dünde kaldı cancağızım, mekanın sahibi geldi’ (mekanın sahibi İmamoğlu) twiti atarak karşılık verdi.

Ve Muharrem İnce de Necati Özkan’a, Özkan’ın sahip olduğu reklam şirketinin CHP’den bir milyara yakın alacağı için açtığı davanın belgesini yayınladı ve bu kavga medyada çok geniş yer buldu.

Necati Özkan İmamoğlu için bir ‘propaganda makinesi’ kurduklarını açıklamıştı. Bu propoganda makinesi nasıl çalışmış hangi isimler gündeme gelmişti? KRT TV, Tuncay Özkan, Serdar Akinan, Fox TV, İsmail Küçükkaya, ODA TV, Soner Yalçın, Cumhuriyet ve Sözcü Gazetesi, seçim arifesinde İmamoğlu’na tam gaz destek vererek propaganda çarkında kusursuz rollerini oynadılar.

Propaganda makinesi seçim arifesinde sadece İmamoğlu değil Kaftancıoğlu ismini de kahramanlaştıran haber ve yazılar yazdılar. Kamuoyu sadece İmamoğlu’nu önce belediye başkanı sonra da cumhurbaşkanlığı için önünü temizleyip açmaya çalışan propaganda makinesinin haberlerinin sahiplerini biliyor.

Muharrem İnce’nin ima ettiği ‘Genel Merkez içindeki çetenin’ bu propaganda makinesiyle doğrudan bir ilişkisi ve nasıl tür bir ilişkisi var, bilemeyiz.

Ancak bu propaganda makinesinin Necati Özkan’ın sert dışlayıcı meydan okuyan twitiyle öğrendiğimiz Muharrem İnce’ye karşı olduğu da bir gerçek!

Sonuç, evet, ortalığı karıştıran ‘kaynak’ı dört kişi biliyor, ancak, ‘CHP genel merkezindeki çete’yi işaret eden Muharrem İnce de en azından bir ‘çete’nin varlığından haberdar, biliyor.

Yani kamuoyu sadece Kılıçdaroğlu-İnce arasındaki kavgayı değil İmamoğlu’yla İnce arasındaki sert kavgayı da biliyor?

Gazetecilik bu mu?
O halde, şu sonuç cümlesini rahatlıkla kurabiliriz.

‘Kaynak’ı bilen ‘dört’lü, kaynak’ı söylemedikleri takdirde gözlerin istifamların her yöne her isme ve ayrıca İmamoğlu’nun reklam kampanyasını yöneten ‘propaganda makinesine’ de döneceğini çok iyi bilmeli.

Gazetecilik, ortalığa sis bombası atıp sonra ‘kaynağımı söylemek etik kurallara aykırıdır’ deyip bir kenara sinmek değildir. Aksine, gazetecilik, şeffaflıktır meydan okumaktır cesarettir.

Gazetecilik kendisine ve CHP gibi köklü bir partiye ve pek yakındaki CHP kongresi ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi operasyon çekip kumpas kuran kaynağı da kamuoyuna teşhir etmek zorundadır.

Gazeteci, ‘kaynak’ı söylemediği sürece puslu hava seven derin güçlerin kurtların karşısında hem CHP hem İnce hem bizler hem kamuoyu, savunmasız kalır ve ‘kaynak’, bu gazetecileri kullanarak hedefine ulaşmış olur, gizli güçlerin siyasete ayar çekmesine izin vermiş olur.

Ülkeyi ve CHP’yi karıştırıp paramparça eden ‘kaynak’ın kimliği kişiliği hiç bir şekilde ülkeden CHP’den öncelikli ve önemli değildir.

Artık Kılıçdaroğlu da o ‘kaynak’ kadar sorumlu
Bakın olay büyüyüp dalgalanıp nerelere geldi. Belki de, bir densiz bir boş boğaz, mesnetsiz cahilce söylenmiş bir laf, sorumsuz bir gazeteci marifetiyle uzadı dallanıp budaklanıp büyük bir operasyonmuş gibi hepimizi çaresiz bırakan kör bir düğüm haline geldi.

Şayet Fox TV’de Kılıçdaroğlu ‘ben de biliyorum’ demeseydi önem kazanmayacaktı, ama Kılıçdaroğlu ‘ben de biliyorum’ diyerek belki de arsız bir gazetecinin cinliği olarak kalacak siyasi bir çelmeyi kendisi büyüttü ve bir gazeteci hinliği Kılıçdaroğlu sayesinde çok büyük bir operasyon boyutuna taşındı.

‘Kaynak’ın belirsizliği sürdükçe siyasetin kumpas ve operasyon ve komplolar içine saklanan şeytanlar ve küçük sinsi adamlar tarafından kuşatılıp korku ikliminin gittikçe büyüyeceği açıktır.

‘Kaynak’ın arkasına saklanan gazeteciler ve Kılıçdaroğlu artık bu operasyondan ‘kaynak’ın kendisi kadar sorumludur!

Türkiye yani memleket, çok uzun yıllar FETÖ ve Taraf gibi gazeteler eliyle yeterince ‘gizlenmiş’ tehlikelerle acılar trajediler ardı ardına dehşet yılları yaşadı. Hiç mi ders çıkartmadık.

Adı geçen bu gazeteciler bu dehşet yıllarını ne çabuk unuttu!