AK Parti içinden muhafazakar kesime yönelik öfkesini solak medya üzerinden dile getiren AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun açıklamaları tepkilere neden oldu.

“Yeneroğlu’nu tekrar milletvekili listesine kim aldırdı?”
AK Parti MKYK üyesi Mustafa Yeneroğlu Şirin Payzın’ın programında AK Parti Hükümetine zehir zemberek eleştirilerde bulundu. Ne dersiniz bu eleştirilerine?


Öncelikle bu tavra çok üzüldüm. Partimiz ve davamız adına ziyadesiyle üzüldüm. Tam bir CHP ağzıyla kendi partisini ve hükümetini eleştiren bir parti yetkilisi ilginç bir durum oluşturuyor. Eleştirilerine cevap vermeden önce şu hususun altını çizme gereği duyuyorum: Yeneroğlu’nu tekrar milletvekili listesine kim aldırdı? Ve MKYK üyeliğiyle kim taltif etti? Yeneroğlu gibilerini bu makamlara taşıyanlar her kimse kusura bakmasınlar ya kimin kimin adamı olduğunu bilmiyorlar ya da... Neyse, yadaları sıralamanın artık vakti yok. Ama parti içinde bu tür adamları koruyup kollayanların artık seçimlerine itibar edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

“Siyaset tarzı ve tutumu asla parti aidiyeti ile bağdaşmıyor”
Yeneroğlu’nun bir süredir sosyal medya üzerinden AK Parti içinde ve tabanda rahatsızlığa neden olan açıklamalarını nasıl değerlendirmek gerek? Böyle bir siyaset tarzı olabilir mi?

Bence söylediklerinden öte siyaset yapma tarzı ve tutumu asla parti aidiyetiyle ve bulunduğu makamla bağdaşmıyor. Bir partinin MKYK üyesi bir tv programında kalkıp kendi liderinin ve hükümetinin siyadalarını ve uygulamalarını eleştiremez. Varsa bir eleştirisi bunu MKYK toplantılarında veya parti içi platformlarda yapar. Ne yazık ki Yeneroğlu kaç zamandır ‘özeleştiri’ adı altında bir parti yöneticisinin asla yapmaması gereken bir tutum sergiliyor. Bunun adına ‘özeleştiri’ denmez; ‘özyıkım’ denir.


“Yeneroğlu ayrılmak için kendine başka libaslar giydirmesin”
Yeneroğlu yaptığı açıklamada “Yeneroğlu partinin özünü arıyorum” diyor. Ne demek istiyor?

Önce ‘partililik aidiyeti’ nedir onu öğrensin. Bu sözleriyle yaptığı şey partisine yönelik ağır bir suçlamadır. Partimizin özünden saptığı iddiası asla kabul edemeyeceğimiz bir suçlamadır. Yok böyle bir şey. Partimiz özünden sapmış olsaydı Yeneroğlu’ndan önce biz başkaldırırdık. Yeneroğlu ayrılmak için kendine başka libaslar giydirmesin ve partimizi de haksız yere suçlamaktan vazgeçsin. AK Parti’nin nerede hata yaptığını görmesi gerektiğini söylüyor. Katılıyorum. Yeneroğlu gibi arkadaşlarımızı tercih edip üst katlara taşıyanlar umarım ne büyük hata yaptıklarını görürler.

“Sizi zorla tutan yok. Kapı orada.”
Zaman zaman siz de bazı eleştirilerde bulunuyorsunuz, hiç mi yanlış yapılmıyor?

Elbette AK Parti’mizin hataları var. Lakin bunu dillerine dolayan arkadaşlarımız nedense bir tek kendilerini hatasız görüyorlar. Hata mı görmek istiyorlar? Aynaya baksınlar, kendileriyle yüzleşsinler. Yaptıkları en büyük iki hatayı ben söyleyeyim: Birincisi, çıkıp bu şekilde partilerine karşı ‘yıkım ekibi’ olarak çalışmaları. İkincisi, partilerinin özünden koptuğuna inanıyorlarsa ayrılmamaları. Madem özünden kopan, hukuk üstünlüğünü yerle bir eden, hukukun dışına çıkan bir partin var o zaman sormazlar mı bunu diyene, sen hala niye ordasın? Sizi zorla tutan yok. Kapı orada. Parti yöneticisi sıfatıyla partinizi ve hükümetinizi kamuoyu karşısında bu şekilde suçlamak siyasi ahlakla bağdaşmadığı gibi böyle olduğuna inandığınız bir partide hala görev yapıyor olmanız da erdemli bir davranış sayılmaz.

“FETÖ'yü teşvik edip bugün cellat kesilenler kimlerdir?”
- Yeneroğlu’nun dikkat çeken bir başka açıklaması ise, “Dün FETÖ’yü teşvik edenler bugün cellat kesiliyor, bu davalarda, KHK mağdurlarıyla ilgili süreçte hukuk dışına çıkıldı.” hakikaten de durum böyle mi?

Ben soruyorum çıkıp açık açık cevap versin: Mustafa kardeşim dün FETÖ’yü teşvik edip bugün cellat kesilenler kimlerdir? Kastettiklerin kimse açık açık söyle bilelim. Genel bir mağduriyet edebiyatı yapmanın FETÖ’nün değirmenine su taşımaktan öte bir anlamı yok bana göre. Ama bu hiç bir mağduriyetin yaşanmadığı, KHK bağlamında kimi mağduriyetlerin yaşanmadığı anlamına gelmez. Ama ‘hukuk dışına çıkıldı’ gibi genel bir ifade, AK Parti hükümetimize yönelik CHP ağzıdır. Eminim ki FETÖ’cüler bu ifadeyi bugüne kadar dediklerinin doğruluğuna delil olarak görüp servis etmişlerdir bile. ‘Hukuk dışına çıkıldı!’ lafı çok ağır bir ithamdır. Ne hükümetimiz ne de yargımız bilerek kimseyi mağdur etmediği gibi kasıtlı bir hukuk dışılık eylemine de yönelmemiştir. Kanlı FETÖ’cü darbe girişimi sonrasında devleti ve milleti korumak için girişilen haklı mücadelede kimi haksız mağduriyetlerin yaşanmış olması sürecin kendisiyle alakalı doğal bir durumdur. Mağdur edildikleri tespit edilenler salıverilmiş ve görevlerine döndürülmüşlerdir. Bazıları da sürecin sonlanmasını beklemektedir. Bu yönde yapılan başvuruların titizlikle değerlendirildiği hukuki-idari mekanizmaların da bizzat hükümetimiz eliyle kurulduğu unutulmamalıdır. Değerlendirme süreçlerinin uzunluğu yönündeki haklı bir eleştiriye katılabilirim ama ‘hukuk dışına çıkıldı!’ İddiası asla katılamayacağım bir iftiradır.

“Türkiye mi daha demokrat ABD ve Avrupa mı?”
Bir başka açıklamasında yine Sayın Yeneroğlu ‘Türkiye’de hukukun üstünlüğü sağlanamazsa, temel hak ve hürriyetler korunamazsa hiç bir sorun çözülmez.’ diyor. Ne dersiniz?

Şimdi bu genel teorik ifadelere kim katılmaz ki! Ama bu teorik genellemelerin arkasına sığınılarak yapılan suçlamalar partimize ve hükümetimize yönelik ciddi bir haksızlık içeriyor. Bunun bir parti yöneticisinin ağzından dile getirilmesi asla iyi niyetle bağdaştırılamaz. Türkiye’de AK Parti’miz sayesinde hukukun üstünlüğü sağlanmış, temel hak ve hürriyetler de korunmuştur. Bir kanlı darbe sonrası yapılan düzenlemeleri konjonktürden bağımsız değerlendirmelerin konusu yapmak kesinlikle art niyetliliktir. 15 Temmuz darbe girişimi Almanya’da, Amerika’da ve Fransa’da yaşanmış olsaydı o ülkelerin neler yapabileceklerini Yeneroğlu herkesten çok bilir. O Avrupa ülkelerinde DEAŞ’ın partisine izin verilir mi, DEAŞ’ın örgütlenmesine veya propagandasına izin verilir mi? Demokrasi, hukuk ve temel hak ve özgürlükler denilip bunların bir tekine müsaade etmediklerini sanki bilmiyoruz. Biz ülkemizde bu kavramların arkasına sığınıp DEAŞ’e kol kanat gersek kıyamet kopartacak olan Avrupa FETÖ ve PKK hamilinin yapıyorlar. Yeneroğlu arkadaşımız bilmiyorsa öğrensin: Fransa’da ve Almanya’da DEAŞ bağlantılı, yani sırtını DEAŞ’e dayadığını söyleyen bir partiye asla geçit vermezler. Ama bizim ülkemizde PKK’nın partisi mecliste ve altlarında meclis plakalı araçlarla dolaşıyorlar. Sabah akşam PKK propagandası yapıyorlar ve devleti katliamcılıkla suçluyorlar. Şimdi soruyorum: Türkiye mi daha demokrat ABD ve Avrupa mı? Hangisinde hukuk daha üstün? Kendi ülkemize haksızlık yapmaktan vazgeçelim lütfen.

“Erdoğan, cemevlerinin yapımına ciddi katkılar sağlamıştır”
Sayın Yeneroğlu’nun Alevilere ilişkin “Alevilerin, Kürtlerin sorunları var. Bunları ‘ama’sız kabul edecek bir siyasete ihtiyaç var.” diyor. Yeneroğlu kimlere şirin gözükmeye çalışıyor?

Bunlar adı zikredilen çevrelere şirin görünmek adına yapılan genel açıklamalar. İçini doldurmadan iri laflar edenlerin iyi niyetine inanmam. Alevilerin kimliğine yönelik bir yasak yok. Alevi vatandaşlarımız cemevlerinde serbestçe ibadet edebiliyorlar. Alevi kültürünü yaygınlaştırmak için yapılan hiç bir çaba suç değil. Çoklarının bilmediği bir şeyi ben hatırlatayım: Alevi vatandaşlarımıza cemevleri için yer tahsisinde bulunan kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Büyükşehir Belediye Başkanı iken Alevi vatandaşlarımızın bu yöndeki talepleri için yerler tahsis ettiği gibi cemevlerinin yapımına da ciddi katkılar sağlamıştır. Buna ilçe belediyelerimiz de destek sunmuştur. Diyeceğim o ki Erdoğan liderliğindeki AK Parti’mizin Alevilerle ve Alevilerin ibadet ve kültür merkezleri olarak addedilen cemevleriyle ilgili hiç bir sorunu yoktur. Alevi kimliğinin legalleşmesi ve Alevi kardeşlerimizin göğüslerini gere gere Aleviyiz demesi AK Parti hükümetlerimiz sayesinde mümkün olmuştur. Kuşkusuz atılması gereken başka adımlar varsa atılır ancak AK Parti’mizin sanki Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine dair sorunlu bir yaklaşımı varmış gibi bir algı oluşturmak çok büyük bir çarpıtma ve haksızlıktır.

“Kürtlerin sorunları var da Türklerin yok mu?”
Yine eklemek gerekirse PKK ve CHP’nin iddia ettiği gibi “Kürtlerin sorunu var’ ne demektir? Kürtlerin nasıl bir sorunu var sizce?

Kürtlerin sorunu PKK terör örgütüdür. Kürtlerin sorunları derken kastettiği nedir bilmek isterim bir Kürt olarak. Kürtlerin varlığını inkar eden, dilini ve kültürünü yasaklayan, Kürtleri zorla asimile etmeye çalışan ve Kürtler üzerinde sistematik baskı politikaları uygulayan CHP zihniyetini devlet katından söküp atan AK Parti’mizdir. Kürtlerin sorunları var da Türklerin yok mu? Bunlar kimlik eksenli ayrıştırıcı yaklaşımlardır. Şunu demek istiyorum: Biz Kürtler Erdoğan sayesinde hamdolsun artık bu ülkede etnik aidiyetleri, dilleri ve kültürleri dolayısıyla sorunlu addedilen bir halk, bir millet değiliz. Tabii ki başkaca sorunlarımız var ama bu sorunlarımız etnik aidiyetimizle alakalı sorunlar değil.

“Yeneroğlu, CHP ağzıyla AK Parti’yi hedef alıyor”
Yeneroğlu’nun ilginç bir ifadesi daha var. “Cumhuriyet mitingleri ne ise beka söylemi de o.” diyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Sayın Bahçeli’nin çok sık dile getirdiği ‘beka sorunu’ ifadesiyle darbecilerin söyleminin aynı cümlede kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Yeneroğlu, CHP ağzıyla AK Parti’yi hedef alıyor. Bu nasıl bir mantıktır ya... Dindar bir siyasetçi nasıl böyle bir mantık üzerinden kendi partisini hedef tahtasına oturtur, kendi liderini acımasızca suçlar? Bu mantığın içine 28 Şubat’ı ekleseydi bari... Ne yani Türkiye’nin bir beka sorunu yok mu? FETÖ üzerinden Türkiye’ye yapılan operasyon ve 15 Temmuz darbe girişimi bir beka sorunumuz olduğuna yeter delil değil mi? Suriye’nin Kuzeyinde ABD’nin oluşturmak istediği ‘PKK devleti’ ülkemizin ciddi bir beka sorunuyla yüzyüze olduğunun ifadesi değil mi? Ülkemizin ekonomisine yapılan saldırılar, ekonomik tetikçilerin kirli operasyonları ne anlama geliyor? ‘Beka’ söylemini bu tür mukayeseler üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışmak CHP ağzından öte bir anlama sahip. Bunun halihazırda AK Parti yöneticisi sıfatını taşıyan birinin ağzından yapılıyor olması, siyaseten operasyonel bir duruma işaret eder. Çok üzücü bir durum bu. Bazı arkadaşlarımızın bilerek veya bilmeyerek malum güçlerin operasyonunda bir aparata dönüşmüş olmaları ziyadesiyle üzücüdür.

“Çok yazık! Kendi ayağımıza sıkıyoruz”
 AK Parti içinden ilginç çıkışlarda bulunan isimlerden birisi de AK Partili eski milletvekili Orhan Miroğlu. Yeneroğlu ile Miroğlu sosyal medya üzerinden aynı Twitter paylaşımı üzerinden Ahmet Altan’ın ‘özgür’ kalmasını dile getirmiş olmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Orhan Miroğlu arkadaşımdır lakin bu yaptığını tasvip etmiyorum. Kendisi MKYK üyesidir. Genel Merkezimizde de Tanıtım Medya Başkanlığımızda yardımcı pozisyonunda olan biridir. Bu tür sıfatları olan arkadaşlarımızın bu tür hassas konularda kendi şahsi düşüncelerini, özellikle de partinin genel politikalarına ters düşen fikirlerini kendilerine saklamaları gerektiğine inanıyorum. Siyaset yapıyorsanız ve siyaseten temsil makamında bulunuyorsanız liderimizin ve partinizin ortaya koyduğu politikaların taşıyıcı aktörleri olmak durumundasınız. ‘Kişisel görüşler’ bir aydın tavrı olabilir lakin siyasetçi tavrı olamaz. Miroğlu’nu sever-sayarım lakin bu tivitini yanlış buluyorum. Yeneroğlu’nun Orhan kardeşimin tiviti üzerinden yaptığı yorum, umarım Orhan kardeşimin siyaseten yaptığı yanlışlığı görmesini sağlar diyorum. Benim gibi merkezi düzeyde görevi ve sıfatı olmayanlar kişisel görüşlerini paylaşabilir ama merkezde yönetici konumda olan arkadaşlarımızın kişisel görüşlerini, hele de partiyle terslik içindeymiş algısı oluşturacak içerikte şahsi mülahazalarını paylaşamaz kanaatindeyim. Yeneroğlu’nun ‘Bu ayıp bize yeter!’ diyerek paylaştığı Orhan kardeşimin bu tiviti malum odakların Türkiye’de özgürlüklerin olmadığı tek adama dayalı diktatörlük rejimi olduğu yolundaki iddialara destek niteliğinde değil de nedir? Adamlar çıkıp ‘Bir kitabın yayınına izin verilmiyor. İşte bunu AK Parti yöneticileri söylüyorlar!’ deseler ne diyeceğiz? Çok yazık! Kendi ayağımıza sıkıyoruz. Halbuki FETÖ destekçisi o darbe yanlısı yazarın kitabının basımı yayınevlerini ilgilendirir; Hükümeti değil!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeniakit