Açıklamada, "Ailelerin dağılması kimsenin isteyeceği bir durum değildir. Ancak ilişkilerin sürdürülebilmesi eğitimin yanı sıra, iki taraflı sağlıklı iletişime, sevgi ve saygıya bağlıdır. Bu iletişimi, sevgi saygı göstermeyip şiddete başvurup bir tarafa zulmedilen bir ilişkide artık 'aile'den bahsedemeyiz" denildi.

Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesini savunanlar İstanbul Sözleşmesi'nin "Türk aile yapısına zarar verdiğini" öne sürüyordu.

16 maddelik soru-cevap şeklindeki metnin, 20 Ocak 2020 tarihinde bir WhatsApp grubunda KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu'na grup üyelerince yöneltilen sorulara verilen cevaplardan özetlendiği belirtildi.

Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın yaptığı KADEM'in açıklamasında "İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası belgedir" denildi.

KADEM, açıklamayı "hedef haline getirenlere" karşı da dava açacağını duyurdu:

Açıklamada ne deniyor?
Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi'nin sadece kadınları kapsamına almadığı, erkekler de dahil tüm aile fertleri -özellikle çocuklar- bu düzenlemelerin koruma kapsamına dâhil olduğu belirtildi:

"Sözleşmeye taraf olan devletler sözleşme hükümlerini erkekler, çocuklar ve yaşlılar dâhil olmak üzere, aile içi şiddetin tüm mağdurlarına uygulamaya teşvik edilmektedir."

Açıklamada sözleşmenin "aileleri dağıttığına" ilişkin iddialar konusunda, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından evlilik konusunda pek çok eğitim verildiği belirtildi, ardından şunlar kaydedildi:

"Anlaşmazlıkların halli için eğitim imkânlarının sunulmadığını söylemek haksızlık olacaktır. Ancak tüm uğraşlara rağmen çözümü mümkün olmayan sorunlar ve şiddet olaylarının devam ettiği bir evliliği sürdürmekte ısrarcı olmakta da bireysel ve toplumsal bir fayda bulunmamaktadır. Ailelerin dağılması kimsenin isteyeceği bir durum değildir. Ancak ilişkilerin sürdürülebilmesi eğitimin yanı sıra, iki taraflı sağlıklı iletişime, sevgi ve saygıya bağlıdır. Bu iletişimi, sevgi saygı göstermeyip şiddete başvurup bir tarafa zulmedilen bir ilişkide artık 'aile'den bahsedemeyiz."

Kadınların koruma başvurusunda bulunması durumunda alınan önlemler de metinde savunuldu. Karşı çıkanlar, sözleşmenin "erkeği evden uzaklaştırarak aileyi yaşatma imkanını ortadan kaldırdığını" söylüyordu.

Açıklamada bu konuda şöyle denildi:

"Türkiye'de ve pek çok toplumda yaşanan şiddet vakalarından edinilen tecrübe şunu net bir şekilde göstermiştir ki; şiddet mağdurları, büyük ölçüde de kadın mağdurlar, failin ve çoğu zamanda sosyal çevrenin baskısından korkarak uzun süre şiddet vakalarını saklamaktadır. Polise veya başka bir yetkili makama başvurulması büyük çoğunlukta mağdur can korkusu yaşamaya başladığında gerçekleşir. Şiddet bu boyuta geldikten sonra ise her geçen dakika mağdurun aleyhine işler. Bu sebeple koruma başvurusu durumunda, delillendirme zaman alacağından akut bir tedbir olarak hakim, şiddet mağduru lehine tedbir kararına hükmedebilmektedir.

"Bu kararın Ceza Yargılamasıyla bir ilgisi olmadığı gibi, hiçbir şekilde gözaltına alınma vb anlama da gelmemektedir. Aleyhine tedbir kararı verilen tarafa, hükmedilen tedbir kararına itiraz hakkı tanınmaktadır. İddia olunan mağduriyetin gerçekleşmediğini mahkemeye ispat eden kişi hakkında verilen tedbir kararı anında kaldırılmaktadır. Ayrıca verilen bu tedbirler kişilerin siciline işleyen kayıt niteliğinde değildir. Sadece şiddet tehlikesinin bertaraf edilmesini amaçlamaktadır.

"Her yasa bir şekilde suistimal edilebileceği gibi bu düzenlemenin de suistimal edilme durumu bir kişinin evden uzaklaştırılmasıyla sonuçlanır. Bu bir mağduriyet olmakla birlikte diğer tarafta eğer her ihbar ciddiye alınmazsa oluşabilecek yaralanma ve can kaybının yaşatacağı mağduriyet ilkiyle kıyaslanamayacak derecede kritiktir.

Metinde, İstanbul Sözleşmesi'nin "kocaları tecavüzcü" ilan ederek "ailelerin yatak odasına karışıp karışmadığı" da sorgulandı.

KADEM'in açıklamasında bu konuda şu ifadeler yer aldı:

"Evlendiklerinde eşler birbirlerinin himayesinde sevgi ve güven içerisinde yaşayacaklarını düşünürler ki bu tam olarak böyle olmalıdır. 'Koca tecavüzü' denilen durum normal, sağlıklı ilişkiler değil, insan onuruna da İslam değer yargılarına da ters biçimde yaşanan zorbalıklardır. Bu tür zorbalıklara maruz kalan bir insanın yaşadığı şiddetten kurtulması için imkân sağlamak ailelerin yatak odasına karışmak değil, İslami öğretideki karşılığıyla mazluma yardım etmek olarak nitelenmelidir."

'Toplumsal cinsiyet eşitliği kadın ve erkeğe eşit fırsat verilmesi anlamına gelir'
Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi'nin dayandığı "toplumsal cinsiyet eşitliği" ilkesi ile "cinsiyet rollerine savaş açan, kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma politikalarının mı uygulandığı" sorusuna da yanıt verildi.

KADEM'in açıklamasında, "toplumsal cinsiyet" kavramının "eşcinsellik, cinsiyetsizleştirme ya da biyolojik cinsiyetin inkârı" olmadığı belirtildi.

Açıklama şöyle devam etti:

"Toplumsal cinsiyet kavramı; kadın ve erkeğe kültürlerin, toplumların yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ise kadın ve erkeğe eşit fırsat verilmesi anlamına gelir.

"Bilindiği üzere toplumda kadına ve erkeğe yüklenen rol ve görevlerin dağılımı her zaman adil ve insan onuruna yakışır şekilde cereyan etmeyebilir. Söz konusu rollerin kadın veya erkek açısından mağduriyet oluşturduğu anda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı devreye girer ve adaleti sağlamaya çalışır. Burada hedeflenen külli bir eşitlik değil, adaletsizlikleri ortadan kaldıracak bir fırsat eşitliğidir."

'LGBT eğilimlerini teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımıyor'
İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkanların savlarından biri, LGBT+ bireylerin "toplum ahlakına zarar verdiği" ve sözleşmenin eşcinsel ilişkileri ya da cinsiyetsizliği teşvik ettiğiydi.

KADEM'in açıklamasında "İstanbul Sözleşmesi'nde LGBT gibi yönelimlere kapı aralayan maddeler var mı?" sorusuna "Hayır. Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dâhil olmak üzere cinsel yönelimle ilgili olarak ortaya yeni standartlar koymamaktadır" şeklinde yanıt verildi.

"Bu sözleşmenin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu iddia etmek ien hafif tabirle kötü niyetliliktir" denilen açıklama şöyle devam ediyor:

"'Cinsel yönelim'" kavramı sadece Sözleşme'nin 4. Maddesi'nde geçmektedir. Maddede şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması; din, dil, ırk, vb. pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği vurgulanmıştır. Madde kesinlikle bir dayatma içermemektedir. Maddenin kapsamına bütün insanlar girmektedir. Zaten herhangi bir insanın şiddetten korunma şemsiyesinin dışında tutulması düşünülemez."