Son günlerdeki açıklamalarıyla Koronavirüs’ün küresel ölçekteki etkileri üzerine kafa yoran isimlerden biri de Sapiens, Homo Deus, 21. Yüzyıl için 21 Ders kitaplarıyla tanınan tarihçi Yuval Noah Harari.

Yuval Noah Harari, koronavirüs salgını nedeniyle Habertürk'te dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Harari, "Bu krizden sonra dünya eski haline asla dönmeyecek; farklı bir dünya olacak. Bu, daha iyi bir dünya da olabilir, her şey kötü olacak değil. Şimdi alınan kararların 20-30 yıl sonrası için sonuçları olacak" dedi.

İşte o röportaj

 

Önceki kitaplarınızda yapay zekâdan, yapay zekânın gelecekteki olası rolünden ve dijitalleşmeden de sıklıkla bahsediyordunuz. Aslında şu yaşadığımız günler bu anlamda çok ilginç çünkü insanlar evlerine kapandı, yüzyüze iletişim azaldı, her şey dijital teknolojiler üzerinden yürütülüyor. Peki, bu salgınla birlikte dijitalleşmeye dair normlarımız da değişebilir mi?

Evet, hâlihazırda var olan bazı eğilimleri hızlandırabilir. Örnek vermek gerekirse, dünya fiziksel bağlantı yerine, daha çok sanal bağlantıya doğru geçiş yapıyordu ve şimdi bu daha da hızlanabilir. Okullarda, üniversitelerde ve hatta hastanelerde giderek artan şekilde, bağlantılar artık teknoloji üzerinden yapılıyor. Bu artık dünyanın her yerinde oluyor. Bunun bir kısmı tabii ki kriz bittikten sonra geriye dönüş yapabilir ama önemli bir kısmı bu şekilde kalacaktır. Mesela robotların devreye girdiği yerlerde artık robotların kullanımı bir kenara bırakılmayacak ya da fiziksel bağlantı yerine internet bağlantısının tercih edildiği yerlerde internet bağlantısı aynen devam edecek. Yani bir dijitalleşme adına bir hızlanma göreceğiz.

Peki, bunu yeni bir devrim olarak adlandırabilir miyiz? Çünkü insanların çoğu evden çalışmaya başladı ve bu pek çok sektör için kârlı bir şey. Bu süreç uzarsa daha yoğun bir dijital devrime neden olabilir mi?

Evet, bu tür acil durumlar genelde tarihe biraz ivme katar. Eskiden mesela normal zamanda yirmi otuz yıl zaman alacak gelişmeler, artık bir iki haftada gerçekleşebilir. Mesela eskiden devlete, “Şöyle bir deney yapalım: Herkes evinden çalışsın” deseniz, devlet “Hayır, asla böyle bir şey denemeyiz” derdi. Ama şimdi bunu ister istemez denemiş olduk. Bunun belli sonuçları olacak. Bazı sonuçları olumlu bazı sonuçları olumsuz olacak ama ortaya yeni bir dünya çıkacak. Tarihten bir benzetme yapmak gerekirse, mesela 100 yıl önce kadınlara işyerinde daha çok hak verme mücadelesi vardı ama pek çok devlet bunu reddetti. Arkasından Birinci Dünya Savaşı gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte pek çok erkek cepheye gidince mecburen bir acil durum ortaya çıktı ve birden kadınların pek çok mesleği yapmasına izin verilir hale gelindi. Savaş bittikten sonra da 1914’e dönüş olmadı, bazı şeyler değişti. Bu olumlu bir değişmeydi. Bugün de bazı değişimler olumlu bazıları ise olumsuz değişimler olacak. O yüzden çok dikkatli olmalıyız. Anlamamız gereken en önemli şey şu; şimdi alınan kararların yirmi otuz yıl sonrası için sonuçları olacaktır.

Tıpkı bir dünya savaşından sonra olacağı gibi...

Evet... Şu anda kararlar alırken, sadece bu krizin getirdiği acil ihtiyaçları değil, aynı zamanda uzun vadeli çözümleri ve sonuçları da düşünmeliyiz. Bu krizden sonra dünya eski haline, 2019’a asla dönmeyecek; farklı bir dünya olacak. Bu, daha iyi bir dünya da olabilir, her şey kötü olacak değil.

Bunu biraz açabilir misiniz? Bundan sonra yaşanacak değişikliklerin hangileri iyi hangileri kötü olabilir?

Bu yine bizim tercihlerimize bağlı... Mesela çalışma söz konusu olduğunda, pek çok insanın evden çalışması ekolojik olarak da, kişisel olarak da çok iyi bir şey olabilir. Ama dikkatli de olunması lazım. Bunun çalışanların haklarını da aşındırmaması lazım. Tamam, yeni bir çalışma şeklimiz var ama yine de ortaya çıkan yeni durumda çalışanların haklarının korunması lazım. Gelecekte istihdam piyasasında olacak şey kaçınılmaz ya da kader değil, bizim tercihlerimize bağlı. Aynısı devlet gözetiminde de geçerli. Mesela devlet, insanların tıbbi durumuyla ilgili daha çok bilgi toplayabilir, bunu da daha iyi sağlık hizmeti sunmada kullanabilir. Ama dikkatli olmazsak, bütün bu veriler belki birkaç tane devlet ya da şirket tarafından toplanıp daha kötü bir sonuç ortaya çıkarabilir. Onlar bizi daha iyi tanıyabilirler. Nereye gittiğimizi, ne yaptığımızı değil, vücudumuzun içinde ne olduğunu bilebilirler. Tıbbi durumumuzla, vücut ısımızla, o anki tansiyonumuzla ilgili verileri herhangi bir kontrol olmaksızın bir devlete veya bir şirkete verirsek, bu durum çok kötü sonuçlar da doğurabilir. Bunu kullanarak bizi manipüle edebilirler. Dolayısıyla önümüzde bir tercih var, artık günümüzde bazı şeyler değişecek ama değişim olacaksa iyi yönde olmasını biz kontrol etmeliyiz.

Evet, siz zaten son yazılarınızda artan devlet gözetiminin yaratacağı risklerden söz ediyordunuz. Son günlerde devletler hakkımızda çok daha fazla bilgi topluyor. Seyahat bilgilerimizi, sağlık bilgilerimizi topluyorlar. ’21. Yüzyıl için 21 Ders’ adlı son kitabınızda bu bilgi toplama konusuna değiniyordunuz. Bu tehditle ilgili şimdi ne düşünüyorsunuz?

Çok tehlikeli. Yani salgın hâlihazırda olan bazı şeyleri hızlandırabilir ve geri döndürülemez hale getirebilir. Mesela insanlara tercih sunsanız ve “Mahremiyet mi, sağlık mı?” deseniz, insanların çoğu doğal olarak sağlığı seçer ve mahremiyetten, bilgi gizliliğinden fedakârlık yapar. O yüzden, bir totaliter gözetim rejimini bir kere kurduğunuzda, onu sonradan kaldırmak çok zor hale gelir. Koronavirüs bitse dahi devlet, “Tamam, bazı şeyleri hâlâ yürürlükte tutmamız lazım, çünkü ikinci dalga, ikinci bir salgın gelebilir ya da sizi nezleden, gripten korumamız lazım” diyebilir.

Yani kötüye kullanabilirler...

Evet, o yüzden burada anlaşılması gereken, bu aslında yanlış bir tercih olur. Böyle bir tercih yok. Yani mahremiyet ile sağlık arasında tercih yapmak zorunda değilsiniz. Her ikisi birden olabilir. Evet, yeni teknolojiler kullanmamız lazım. İnsanlara hangi hastalığın, hangi enfeksiyonun bulaştığını bilmemiz lazım ama bu, her şeye gücü yeten bir devlet yaratmaya döndürülmemeli. Vatandaşlar kendileriyle ilgili bilgileri alabilmeliler. Devletin ne yaptığına dair doğru bilgileri alabilmeliler ve devletin doğru şeyleri yapıp yapmadığının değerlendirmesini yapabilmeliler. Bu gözetim iki taraflıdır. Sadece devlet vatandaşların ne yaptığını gözetlemez, aynı zamanda vatandaşlar da devletin ne yaptığını gözetleyebilirler.