O sırada ezan okunmuş, Zana konuşmasını kesmek yerine sürdürmeyi tercih edince, halk ıslıklarıyla tepki göstermişti..

Leyla Zana da, bu uyarı üzerine konuşmasına ara vermek zorunda kalmıştı…

Anlayacağınız!

PKK’nın siyasi uzantısına oy verseler dahi, meydanı dolduranlar, ezan okunurken Zana’nın konuşmasına müsaade etmemişlerdi.

Çünkü!

İster inançlı olsun, ister inançsız olsun Türkiye’de herkes ezan okunurken konuşmayı veya müzik dinlemeyi “saygısızlık” olarak telakki eder.

Hatta!..

Ayşe Arman bile, 5 Ağustos 2009 tarihli yazısında;

Bu ülkenin yüzde 90’ının, “Konser sırasında ezan başlarsa, konsere ara verilsin”dediğini…

Ezici bir çoğunluğun ise;

“Ezan okunurken müzik çalınmasını dine saygısızlık olarak değerlendirdiğini”köşesinde yazmıştı.

İnsanların;

“Sadece ‘öteki’nin inancına saygı duymak adına” böyle bir fikir beyan ettiklerini iddia eden Arman,

ezana karşı bu saygının “ülke gerçeği”olduğuna da dikkat çekmişti.

*

Evet!..

Ezan, Türkiye’nin gerçeğidir…

Bu gerçek, “İstiklal Marşı”mızın sekizinci kıtasında;

“Bu ezanlar -ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.”dizeleriyle de kayıt altına alınmıştır…

Yeni bir marş yazılmadığı sürece, bu gerçeği değiştirmeye kimseciklerin gücü yetmeyecektir.

Hele bir avuç azgın azınlığın, asla!...

*

Sözü nereye getireceğimi pekâlâ anladınız.

Fakat!

Evvela 22 yıl öncesine giderek Ahmet Süreyya Durna’nın bir yazısından alıntı yapmak istiyorum…

Durna, şöyle muazzam bir tespit yapıyor, yazısında:

“Siz hiç göklere uzanan minarelerinde, günde beş kez ezanların okunduğu Anadolu'da, "Allahu ekber" nidalarını yuhalayan, "kızıloğlan"cıklara rastladınız mı?

Şayet rastlamış iseniz ha işte onlar da "sol zümre'nin nesebi gayr-ı sahih taverna çocuklarıdır!.”..

*

“Ezanı yuhalayanları” nasıl tarif ediyor, Ahmet Süreyya Durna?

“sol zümre'nin nesebi gayr-ı sahih taverna çocukları” diye…

“Nesebi gayr-ı sahih taverna çocukları” olup olmadıkları bilinmez ama maalesef ezan düşmanı “solak zümre” zuhur etti.

Hem de iki gün önce, Taksim’de değil…

İki yıl önce, Kadıköy’de rastladık onlara..

Hatırlayınız!..

16 Nisan 2017’de yapılan ve şuan yürürlükte olan “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi”ni oyladığımız “Anayasa Değişikliği Referandumu”nda, CHP’nin başını çektiği “Hayır”cılar %48 oy alarak mağlup olmuşlardı.

Sandıktan çıkan “EVET”i hazmetmekte zorlanan bir grup “laikçi azınlık” Kadıköy'de haftalar süren bir eylem yaparak, güya sonuçları tanımadıklarını ilan etmişlerdi.

Söz konusu marjinal grup, 23 Nisan 2017 gecesi Kadıköy’deki eylemini sürdürdüğü sırada, Yatsı ezanı okunmaya başlamış...

Ne olduysa ondan sonra olmuştu.

Ezan sesini duyan mukaddesat düşmanı marjinaller, kırmızı görmüş sığırlar gibi böğürmeye, ıslıklar çalıp ulumaya, “Ezan-ı Muhammedi”yi yuhalamaya başlamışlardı.

Tabii!..

Bu bir avuç “azgın azınlık” bütün "hayır"cıları temsil etmiyordu ama…

Halkının yüzde 90’ı Müslüman olan ülkemizde, belki de ezan ilk kez toplu şekilde kamuya açık alanda yuhalanıyor...

“Islıklar”la ve “ulumalar”la bastırılmaya çalışıyordu.

*

Tamam!..

Ülkemizde, “ezan okunurken uluma” bilinen bir gerçektir.

Hatta bu mesele kitaplarda da yerini almıştır.

Fakat uluyanlar, iki ayaklı değil, dört ayaklı köpeklerdir.

1999’da,

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları tarafından yayımlanan Kemalettin Erdil'in derlediği “Yaşayan Hurafeler” adlı kitapta bu durumdan şöyle bahsedilir;

“Toplumumuzun büyük bir kısmı, akşam ve yatsı ezanı okunurken köpek ulursa o civarda birinin öleceğine inanır…”

Gördüğünüz gibi,

Ezan okunduğunda yalnızca köpekler ulur…

Onlar uluduğunda da o civarda birinin öleceğine inanılır…

Nitekim 2017’de Kadıköy’de yaşanan “ezan yuhalama rezaleti” de,

16 Nisan referandumunun ardından, “parlamenter sistemin ömrünü tamamladığını” haber veriyordu.

*

Kadıköy’deki skandalın üzerinden iki yıl geçtikten sonra, “ezan”ımızı hedef alan benzer bir rezalet önceki gün yaşandı.

Hem de,

Balıkesir'de selâ okunduğu sırada CHP'lilerin mikrofonu açık unutup;

“Hoca bizimle ta..ak geçiyor" dediği günün akşamında.

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle Taksim'de yürüyüş düzenleyen feministler ve marjinal kadın grupları da, hadlerini aşarak okunan yatsı ezanını ıslıklarla ve yuhalamalarla bastırmaya çalıştılar.

İki yıl sonra ezanın tıpkı Kadıköy’de olduğu gibi, Taksim’de de “ulumalar”la susturulmaya çalışılmasını, bir kez daha  “Yaşayan hurafeler” kitabından yola çıkarak, bazı siyasetçilerin “siyasi mevta” olacağına yormak niyetinde değilim…

Zira!..

CHP, İP ve HDPKK ittifakının 31 Mart’ta hezimete uğrayacağını…

Hezimetin ardından, Kemal Kılıçdaroğlu ile Meral Akşener’in “siyasi mevta” olacağını öngörmek için, köpeklerin ezan okunurken ulumasına gerek yok…

Bu nedenle,

8 Mart gecesi Taksim’de yaşanan rezalet, bu tür hurafelerle geçiştirilemeyecek kadar ciddi ve tekrarına izin verilmemesi gereken milli ve manevi bir meseledir.

Ve!..

Bir an önce bu provokasyonun failleri belirlenip, haklarında işlem yapılmalıdır.

Maazallah, aynı skandalın bir kez daha tekrar etmesi halinde, inançlı insanların, kutsallarına karşı yapılan bu pervasız saldırılara daha fazla kayıtsız kalmayacağı endişesini taşıyorum.

*

Öte yandan!...

16 Nisan referandumunda CHP ve HDP ile birlikte hareket eden ve Kadıköy’deki rezaletten dolaylı olarak da olsa sorumlu olan Saadet Partisinin, bu kez;

“İttifak iddiaları”nı reddetmelerine rağmen, her türlü sakilliğin pankartlara yansıdığı Taksim’deki mahut yürüyüşe başörtülü üyelerini göndererek destek verdikleri iddia ediliyor.

Şayet iddialar doğru ise;

Muhtemelen yürüyüşe katılan Saadet Partili hemşirelerimiz, ezanımızı yuhalayan marjinalleri gördüklerinde, orada bulundukları ve onlarla birlikte yürüdükleri için pişman olup, nedamet getirmişlerdir ama…

Son pişmanlığın kimseye faydası olmasa gerek.

*

Evet!..

Eğer Saadet Partililer, Taksim’deki o rezilliğe katılımlarıyla destek vermişlerse, getirecekleri nedametin, dileyecekleri özürlerin nazarımda hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını bilsinler, isterim..

Zira onlar da, birlikte hareket ettikleri “laikçi azınlığın” ilk kez ulumadığını pekâlâ biliyorlardır…

Çünkü “ulumak” bu azgın tayfanın genlerinde var, hatta marşlarına bile sirayet etmiştir.

28 Şubatta, postallarını yaladıkları darbecilerin arkasına sığınarak az okumadılar, içinde tehdit ve hakaret barındıran o marşı(!)

Bilmeyenler ve unutanlar için marşı(!) yeniden hatırlatayım;

“Uluyoruz dağa-taşa, elimizde zilli maşa…

“Dincileri yok ederiz, bırakmayız öbür kışa”

Görüyorsunuz değil mi?

“Ulumaları” ezanla da sınırlı değil…

Biz, “dincileri” yok edene kadar ulumaya devam edecekler…

*

Saadet Partililerin beğenmediği Recep Tayyip Erdoğan sayesinde, 17 kıştır bu emellerini ertelemek zorunda kalıyorlar.

Ama olur da bir gün iktidara gelirlerse;

17 kış erteledikleri zulmü bir gecede üzerimize boca etmezlerse, ben de bir şey bilmiyorum!...

Bu yüzden,

31 Mart 2019’da oy kullanırken illa birilerine ders vermek istiyorsanız, ilk tercihiniz;

Ezanımızı yuhalayan, dağa taşa uluyan bu azgın azınlık olsun…

 

 

Yeniakit