Karar gazetesinden Taha Akyol’a konuşan Prof. Görmez, “geçmişteki afetlerin hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar tarafından Tanrı’nın gazabı sayıldığına” yönelik yorumu şöyle oldu:

Büyük salgın ve deprem gibi afetlerin anlaşılması ve yorumlanması hem dinlerin tarihinde hem felsefe tarihinde pek çok krize yol açmıştır. Denilebilir ki Batı düşüncesindeki büyük kırılma böyle bir afet sonrası tartışmalara dayanır. 1755 Lizbon depremi fizikalist maddeci bakış açısı ile teolojik manevi bakış açısını karşı karşıya getirmiş, din-bilim-felsefe çatışmasının fitilini ateşlemiştir. Oysa fizikalist gözlükle varlığa ve kâinata bakan, her şeyin sebebini sadece mekanik bir nedensellikte arayan düşüncence ne kadar sığ, yanlış ve eksik ise her afeti sadece ilahî ceza ve azap olarak gören teolojik anlayış da o kadar sığ, yanlış ve eksiktir. 

"Bilim açıklar, din anlamlandırır"

Zira bu tür afetleri bilim açıklar, felsefe akıl süzgecinden geçirerek düşündürür, din ise anlamlandırır. Ancak dinin verdiği anlam, -İslam söz konusu olduğunda- bilimin açıklamasını ve felsefenin düşüncesini göz ardı etmez. Zira bilim Rabbimizin kâinata yerleştirdiği ayetlerin tefsiri; akıl ve düşünce de onun insana en büyük ihsanıdır. Bilim bize koronavirüsü izah eder; nasıl mutasyona uğradığını, epidemiden pandemiye nasıl dönüştüğünü ve dünyaya nasıl yayıldığını açıklar, fakat anlamlandıramaz. Hikmetini izah edemez. Bundan ne tür dersler çıkarmamız gerektiğini bilemez. Manevi, metafizik boyutunu göremez. Anlamlandırmayı din yapar. Fakat eksik bir ilim ve eksik bir âlem tasavvuruna sahip, tenzil ile tekvini ayıran, sünnetullahı bilmeyen sözde din bilgini de doğru anlamlandıramaz. 
"İlahi adet değil, ilahi ayet"

Kur’an bu tür musibetleri sadece bir ceza ve azap olarak değil, bir ayet ve bir ibret olarak değerlendirir. Bu tür musibetler birer ilahî âdet değil, birer ilahî ayettir. Ayetin sözlük manası işarettir. İşaretler yani ayetler, ibareler üzerinden değil, ibretler üzerinden okunur. Bu açıdan Kur’an’da ‘ibret’ sadece bir kelime değil, bir anlama yöntemidir. İbret, mana-yı harfî değildir. Hâdiselerin sebep ve sonuçları üzerinde basiretle durmaktır, derin düşünmektir, onlardan dersler çıkarmaktır. 
"3 hatayı yapmamak lazım"

“Bu tür hâdiseleri doğru anlamak için şu üç hatayı yapmamak gerekir” diyen Prof. Görmez, şunları söyledi:

Birincisi bu tür musibetleri belli bir kişiye, belli bir olaya, belli bir topluma ve belli bir günaha bağlamak. Zira bu tür afetlerde sadece âsiler değil, veliler, masum insanlar ve çocuklar da ölür. Hz. Ömer dönemindeki Amvas Vebasında pek çok sahabi hayatını kaybetmiştir. 

İkincisi bu tür büyük salgınları insanın yapıp ettiklerinden, insanın tabiatla ilişkisindeki hatalardan ayrı düşünmek. Nitekim, “Denizde ve karada bozgunluk, insanların elleriyle yapıp ettiklerindendir.” (30/Rûm, 41) 

Üçüncüsü bu tür hâdiseleri Allah’ı, Yaratıcı Kudret’i yok sayarak değerlendirmek. O nedenle bu tür hâdiseler karşısında ileride aklımızı mahcup edecek açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerekir.